24 Ağustos 2014 Pazar

“GÜZEL-OLMA” TAKINTISI

Bir DNA molekülünün 1000 kitaplık bilgiyi taşıdığını öğrendiğimde nasıl dehşete kapıldığımı hatırlıyorum. Vücudumuzun aslında tıkır tıkır işleyen bir makina olduğunu hayal etmiştim. Her bir parçanın belirli bir fonksiyonu vardı ve en ufak bir arızada büyük çapta sorunlara yol açmadan ağrı gibi uyarılar veriyordu. Sonra ellerime, gören gözlerime, işiten kulaklarıma, yürüyen bacaklarıma bakıp şükrettiğimi hatırlıyorum. Gözlerime ilk miyop teşhisi konulduğunda öyle üzülmüştüm ki… En çok da denize girerken gözlük ya da lens takamayıp denizin içindekileri görememek beni üzüyordu. Sonra lazer oldum geçen yıl. Evet, düzeldi gözlerim artık uzağı net görebiliyorum ama asla kendi gözlerimin optik ayarı gibi olmuyor işte. Meğer gece ayarı ne muhteşemmiş gözlerimizin. İnsan en ufacık bir eksiklikte anlıyormuş elindeki muhteşem yaratılan eseri. Hiç ışığı göremeyenleri düşünüp defalarca şükrederek susuyorum sonra…
Şimdi çevreme bakıyorum da herkeste bir güzellik muhabbeti. Hep dış görünüşümüzle ilgili konular konuşur olduk.  Nasıl kilo vermeliyiz? Nasıl kendimizi daha fit ve bakımlı hale nasıl getirebiliriz? Yeni çıkan son bakım ürünlerini kullanan var mı? Otuzuna bile gelmeden kullanılan farklı farklı “kırışma giderici” ürünler ve benzer konular… Bazen öyle sıkılıyorum ki her ortamda bu konuların konuşulmasından. Üstelik erkekler de en az hem cinslerim kadar meraklı. Hatta belki daha fazla dış görünüşlerine önem veriyorlar şu zamanda. Medyanın bize aşıladığı “güzel olan dikkat çeker” algısı yüzünden mi biz bu hale geldik? Yoksa tüketimin ve alım gücümüzün artmasıyla mı daha fazla ürüne talepkar olduk? Elbette dış görünüş (kişinin bakımlı ve temiz olması) son derece önemlidir ama “güzellik” ve “güzel olma çabası” abartıldığında olay daha farklı yerlere geliyor. Gözlerimizin bir anda karanlığa gömüldüğünü ya da kulaklarımızın bir anda sesleri işitmediğini düşündüğümüzde nasıl da anlamsızlaşıyor yüzümüdeki kırışıklıklarımız... Dünyanın en güzel insanı olun ama yürüyemiyorsunuz, bir kıymeti var mı sizce?
Öte yandan kişinin iç güzelliği de tartışılması gereken önemli bir konu bana göre. Hep fiziksel görünüşünü daha ileriye taşımak için uğraşan kişiye içtekini güzelliği için de neler yaptığını sormak gerek. Ya da sadece başka neler yaptığını… Son zamanlarda neler okuyor mesela? Tavsiye edebileceği bir kitap var mı şu aralar okuduklarından? Gazze ya da Irak gündemiyle ilgili neler düşünüyor? Benzeri sorular sıralanabilir…Fakat, bir ortama girdiğimizde çoğu zaman ilk söylenen şey, “aa sen çok kilo almışssın” ya da tam tersi “aa sen çok zayıflamışsın” şeklindeki klişe replikler oluyor. Keyfin nasıl kızım ya da oğlum ile başlayan soru sözlerini duymak zor oldu… Yeni tanıştığımız bir kişiyi bir arkadaşımıza anlatırken önce “çok yakışıklı bir çocuk” ya da “çok güzel bir kız” diyoruz. Kişiliğini çoğu kez arka plana atıyoruz. Ne de olsa zamanla tanırız, sorun yok. Oysa bir insan için en belirleyici özelliğin onun karakteri olması gerektiğini düşünüyorum. Hayata bakış açısı, zor durumlardaki tavırları, genel kültür düzeyi ve ahlakı bir insan için fiziksel görünüşten son derece önemli aslında.  Zaten güzellik de gelip geçiçi ya da bakan göze göre değişen bir kavram değil miydi? Hangi güzel toprak olmadı bu hayatta? Mecnun’un aşkı ile dillere destan olan Leyla çok mu güzeldi bizim bakış açımızla? Bir insan seviliyorsa zamanla karşısındakinin gözünde de güzelleşebilir herhangi bir kimyasal ürünün etkisi olmadan. Yalnızca kendi hoş görüsü, sevgisi, ahlakı ve saygısı ile… İşte o zaman içteki güzellik dışa yansımış oluyor… Asıl olan da bu olsa gerek…

1 yorum: