25 Kasım 2015 Çarşamba



Aylar sonra yeniden başlıyorum...

Bu aralar çok yoğun geçiyor günlerim, bir sürü yazı birikti elimde ama hiç birini paylaşamadım. Sosyal medyadan da kendimi sildim. Snapchat hariç tüm hesaplarımı kapattım. Şimdi yazılarımı da kim okuyacak bilmiyorum:) Neden hesaplarımı kapattığımı soracak olursanız sanırım hepsinden sıkıldım. Çok fazla zamanımı aldığını fark ettim. En önemlisi de duygu ve düşüncelerimin sadece benimle ve yazılarımla kalmasını istedim. Buradan paylaşırım belki güzel anısı olan her şeyi...

Bu aralar sadece çalışıyorum. Hayatım sabahın erken saatlerinde yola düşmekle başlıyor. Tüm günüm okulda geçiyor sonra yoğun bir trafikten sonra eve geliyorum. Kendimi toparlamam, ev işleri yapmam ve sonra yine ders çalışmamla devam ediyor. Başka da zamanım kalmıyor. Azıcık zaman bulsam hemen bir şeyler okuyorum ders dışı ya da bir şeyler karalıyorum. Stresimi alıyor. Beni az da olsa rahatlatıyor. Garip ama beynimi yine en çok rahatlatan şey okumak oluyor. Hayallere dalmak iyi geliyor.

Bu ara hayallerimde sürekli bilmediğim caddelerde yürüyorum. Yeni yılın gelmesinden mi nedir bir uzaklaşma isteği var ben de. Şöyle güzel bir tatile çıksam, görmediğim yerleri görsem:) Sadece gezsem... Her şeyden uzaklaşsam... 

Hayatın monotonluğundan sıkılınca siz neler yapıyorsunuz? İnsan stresle nasıl başa çıkabilir? Her zaman güçlü olmak zorunda mıyız? Bu aralar sürekli bunları düşünüyorum... Bence her zaman güçlü olmak zorunda değiliz. İnsan arada "yoruldum" da demek istiyor. Yaşı, kimliği ne olursa olsun... 

Ve bugünler de geçecek biliyorum...

Kolay olan ne var ki şu hayatta!

Bir sağlık olsun her şey bir şekilde yoluna giriyor.

Umut olsun yorgun kalplerde...

16 Haziran 2015 Salı




Sözcüklerimi ruhumla bütünleştirmeyi nasıl da özlemişim. Kısaca yazmayı özledim de desem olurdu ya neyse:) Yaz mevsiminin gelmesiyle ben de yeni kararlar aldım hayatımda. Öncelikli olarak hep iyiyi düşünme çizgimden sapmamak istiyorum. Herkes için, her şey için hep iyi olanı dilemek istiyorum. Çoğu zaman sinirlerime hâkim olamıyorum gerçi ama denemeye değer. Artık çok üzüldüğümde ya da çok sinirlendiğimde kelime kelime buna sebep olanları yazıyorum ve her birinin üstüne bir çizgi çiziyorum. Şaşırtıcı ama insan rahatlıyor. Zaten pek çok psikolog da bu yöntemi tavsiye ediyor. Yaz ve rahatla:)Siz de benim gibi haksızlığa uğradığınızda ya da biri sizi kıracak bir şeyler söylediğinde donup kalıyor sadece susmakla yetiniyorsanız bu yöntem oldukça rahatlatıcı. En azından içinizi kâğıt ve kaleme döküyorsunuz. Sizi yargılamadan sabırla dinleyecek beyaz bir sayfanız olsun yeter…

9 Aralık 2014 Salı


Hayallere Yolculuk

        Uzun zamandır yazamıyorum, belki aklimi toparlayıp duygularıma bir kılıf giydiremiyorumdur.. Ama Amerika gezimin etkisinden bahsetmemek olmazdı.
Gezi rehberi tadında yazi yazmayı sevmiyorum ben, bu şekilde yeterince bilgi dolu yazı var zaten literatürde, ben hissettiklerimi paylaşabilmek istiyorum...






 Yolculuk yapmayı hep sevdim, yeni yerler görmeyi, farklı insanların hayatinin akışını izlemeyi, hic tanımadığım bilmediğim yerlerde yön duygumu keşfetmeyi hep sevdim. Özgür olmayı seviyorum ben. Tarifsiz bir duygu bu. Gözlerinizi kapatıp kendinizi sarı yaprakların  üstünde yürüdüğünüz geniş bir sokakta hayal edin, her yerde renkli ışıklar , yılbaşına hazırlanan evler, mesafe sorunu olmadan koca bir alana yerleşmiş caddeler... Bir keman sesi gelsin sonra kulağınıza , fonda en sevdiğiniz şarkı...Hayatinizin küçük bir bölümünde de olsa rahatlamışsınız yürüyorsunuz , özgürce soğuk havayı hissediyorsunuz... Hiç bir yere yetişme kaygınız yok, ani yaşıyorsunuz, renkli hayatlara bakarken zaman ne de hızlı geçiyor... Hayallerime dalıyorum, ne de özlemişim hayal kurmayı...





Ben işte bu hissi seviyorum... 


11 Ekim 2014 Cumartesi



Damlalar akıp giderken...

Bir su damlasıyım ben,
Karışacağım toprağıma,

Yerim, yurdum yoktur benim.
Bilmiyorum yolumu, düşeceğim.

Karışacak suyum vatanıma.
Benlik makamından bizliğe geçeceğim.
Öze döneceğim sonunda.
Bir su damlasıyım ben.
Yalnızım her daim.
Yoldaşlarım da hep tek.
Birlik makamı kıymetli ne de olsa!
Metal eşyalar kadar kıymetim yok.
Bir su damlasıyım ben.
Yağmuru bekleyen,
Sele karışmayı hayal eden,
Akıp gidecek bir su damlasıyım ben...




ilknur

28 Eylül 2014 Pazar



Küçük kız söyle bana sen kimsin?

Küçük bir kız oturmuş apartmanın önüne,
Elinde bir bebek, 
Kıyafetlerini kendi dikmiş belli ki,
Ölçüsüz, renklerde uçarılık, 
Samimi duygularını yansıtmış,
Saçları kumral, gözleri ela
Boncuk gözleri heyecanlı,
Arkadaşlarını bekliyor
Yanına gitmeye çekiniyorum
Saçlarını okşamak istiyorum
Kendimi görür gibi oluyorum
Sanki yıllar öncesine dönüyorum
Yemek kokuları geliyor burnuma
Biri haşhaşlı gözleme mi yapmış yoksa,
Dedem sesleniyor babanneme
Akşam ezanı okunuyor eve gelsin diyor
Elimde bebeğim koşarak içeri geçiyorum
Aklım oyunda hala
Küçük kız bana bakıyor sonunda 
Gözlerim dolu dolu
Sesler tanıdık
İçimde bir hıçkırık
Kapıdan içeri giriyorum...



25 Eylül 2014 Perşembe


"Keep Moving! There is hope in the darkness..."




En sevdiğim şarkılardan biridir "two beds and a coffee machine". 
Hem ümit etme hem de vazgeçme duygularını aynı anda hissettiriyor bana... Yaşam gibi. Önümüze çıkan engeller bizi durdursa da, hayal kırıklıkları ile yola devam etsek de ayaktayız nihayetinde. Ümit her zaman en yakın dostumuz olmalı bizim. Ümidin olduğu yerde hayaller yolumuza eşlik etmeye devam edecektir.... Güzel bir gün geçirebilmemiz dileğimle...

12 Eylül 2014 Cuma

Gezi notlarım...

Bilim insanları ortak paydada buluşturan bir lisanmış bu son konferansımda bunu bir kez daha anladım. Dünyanın her yerinden gelen insanlar kendi fikirlerini tartışma fırsatı bulabiliyorlar bu konferanslarda. Bilim, bilmek, fikirlerini anlatabilmek ne güzel bir şey… Davetli konuşmacılardan bazılarına hayran kaldım. Kendilerine olan öz güvenleri, yenilikçi fikirlerini en güzel şekilde ifade edebilmeleri, bilgilerini çalınma korkusu olmadan paylaşabilmeleri ve sunum kabiliyetleri beni derinden etkiledi. “Değerlendirilmenin” bilimde ne kadar önemli bir gereklilik olduğunu anladım. Bu sayede kişi kendindeki eksiklikleri daha iyi fark edebiliyor ve hangi konunun daha fazla üzerine düşmesi gerektiğini anlayabiliyor. Kendi araştırma alanımda çalışan, sürekli makalelerini okuduğum insanları yakından görebilmek ,onları takip edip soru sorabilmek beni fazlasıyla mutlu etti…

Konferanslar sadece bilimsel bir etkinlik değil aynı zamanda da kültürel bir etkinlik bana göre. Gittiğiniz ülkenin insanlarını, doğal güzelliklerini de az da olsa tanıma fırsatı bulabiliyorsunuz. Konferans yemeği yediğimiz yer son derece ilginçti. Mahzenden bozma bir yer burası. Aşağılara indikçe derinleşen bir yapıda yemeğimizi yedik. Leipzig son derece güzel bir şehir. Almanya’nın Dresden şehrine bağlı.  Akşamları az da olsa gezebildim. Besteci Bach’ın geçmişini barındıran buram buram sanat kokan bu şehrin sokaklarında yürümek son derece keyifliydi. İnsanların rahat tavırları, şehrin güvenilirliği İstanbul’dan gelen bir insana oldukça ilginç geliyor. Almanya’nın o güzel yeşilliği de parklarını süslemeye yetiyor. Üniversite şehri olduğu için her yerde gençlere yönelik kafeler var. Vızır vızır arabaların yol aldığı geniş caddelerde bisiklet yolunun olması ne de güzel! Sevgili babam ve amcam keşke bu yollarda siz de bisikletinizi kullanabilseniz. Ya da keşke bizim de böyle yollarımız olabilse. Herkes bisiklete biniyor, genci, yaşlısı. Zamanında Nurcan ve Şebnem ile az turlamadık bisikletimizle Freiberg yollarında… Hey gidi zaman… Erasmus öğrencisi olarak gittiğimiz Almanya’da ne güzel zamanlar geçirmiştik. 
    Hiç pişman olmadığım tek şey belki de bu bursa başvurmaktır hayatımda. Bu sayede pek çok yer görüp yeni insan tanıma fırsatı bulmuştuk. Şimdi belki o sayede Leipzig’de son derece rahat bir şekilde yolumu bulabiliyorum. Markete gidip, dükkanları gezip ortalama almancamla rahat bir şekilde anlaşabiliyorum.  Siz siz olun dili unutmayın derim. Üstüne daha çok düşmeye karar verdim. İkinci kez gelişimde iyi seviye bir almancam olsun istiyorum. Sokaklardaki sessizlik ve sakinlik ruhuma iyi geliyor. Yürüyorum, yürüyorum… Yürüdükçe beynim rahatlıyor sanki… Hafif bir yağmur başlıyor, ıslanmak da güzel, ne de olsa kalabildiğim güzel bir otelim var.  Bu sakinlik bana öyle iyi geliyor ki. Ruhumuzu dinlendirmek gerekiyor. Günde en az üç saatini trafikte harcayan benim gibi insanlar için bulunmaz bir nimet bu… Sanki nefes alabiliyorum gibi hissediyorum.



Ve dönüş vakti… Bayan taksi söförü ile sohbet ederek havalimanına rahatça gidiyorum. Havalimanı Atatürk havalimanı gibi lüks değil, sanki otobüs durağı gibi. Tek bir güvenlik kontrolünden geçerek uçağıma rahatça biniyorum. İki buçuk saat süren yolculuğumun ardından Türkiye’deyim. Koşarak pasaport kuyruğuna gidiyorum. O da ne, önümde en az elli kişi var. Hemen pasaportumu onaylatarak bagajımı almaya gidiyorum. Sonra çıkış kapısından geçiyorum. Taksi kuyruğunu görünce ödüm kopuyor. Havataş’ı da kaçırmışım. İtiş kakış metroya kendimi zor atıyorum. Mücadelem bıraktığım yerden devam ediyor…