Gezi notlarım...
Bilim insanları ortak paydada buluşturan bir lisanmış bu
son konferansımda bunu bir kez daha anladım. Dünyanın her yerinden gelen insanlar
kendi fikirlerini tartışma fırsatı bulabiliyorlar bu konferanslarda. Bilim,
bilmek, fikirlerini anlatabilmek ne güzel bir şey… Davetli konuşmacılardan
bazılarına hayran kaldım. Kendilerine olan öz güvenleri, yenilikçi fikirlerini
en güzel şekilde ifade edebilmeleri, bilgilerini çalınma korkusu olmadan
paylaşabilmeleri ve sunum kabiliyetleri beni derinden etkiledi. “Değerlendirilmenin”
bilimde ne kadar önemli bir gereklilik olduğunu anladım. Bu sayede kişi
kendindeki eksiklikleri daha iyi fark edebiliyor ve hangi konunun daha fazla
üzerine düşmesi gerektiğini anlayabiliyor. Kendi araştırma alanımda çalışan,
sürekli makalelerini okuduğum insanları yakından görebilmek ,onları takip edip
soru sorabilmek beni fazlasıyla mutlu etti…

Konferanslar sadece bilimsel bir etkinlik değil aynı
zamanda da kültürel bir etkinlik bana göre. Gittiğiniz ülkenin insanlarını,
doğal güzelliklerini de az da olsa tanıma fırsatı bulabiliyorsunuz. Konferans
yemeği yediğimiz yer son derece ilginçti. Mahzenden bozma bir yer burası.
Aşağılara indikçe derinleşen bir yapıda yemeğimizi yedik. Leipzig son derece
güzel bir şehir. Almanya’nın Dresden şehrine bağlı. Akşamları az da olsa gezebildim. Besteci Bach’ın
geçmişini barındıran buram buram sanat kokan bu şehrin sokaklarında yürümek son
derece keyifliydi. İnsanların rahat tavırları, şehrin güvenilirliği İstanbul’dan
gelen bir insana oldukça ilginç geliyor. Almanya’nın o güzel yeşilliği de
parklarını süslemeye yetiyor. Üniversite şehri olduğu için her yerde gençlere
yönelik kafeler var. Vızır vızır arabaların yol aldığı geniş caddelerde
bisiklet yolunun olması ne de güzel! Sevgili babam ve amcam keşke bu yollarda
siz de bisikletinizi kullanabilseniz. Ya da keşke bizim de böyle yollarımız
olabilse. Herkes bisiklete biniyor, genci, yaşlısı. Zamanında Nurcan ve Şebnem
ile az turlamadık bisikletimizle Freiberg yollarında… Hey gidi zaman… Erasmus
öğrencisi olarak gittiğimiz Almanya’da ne güzel zamanlar geçirmiştik.
Hiç
pişman olmadığım tek şey belki de bu bursa başvurmaktır hayatımda. Bu sayede
pek çok yer görüp yeni insan tanıma fırsatı bulmuştuk. Şimdi belki o sayede
Leipzig’de son derece rahat bir şekilde yolumu bulabiliyorum. Markete gidip,
dükkanları gezip ortalama almancamla rahat bir şekilde anlaşabiliyorum. Siz siz olun dili unutmayın derim. Üstüne
daha çok düşmeye karar verdim. İkinci kez gelişimde iyi seviye bir almancam
olsun istiyorum. Sokaklardaki sessizlik ve sakinlik ruhuma iyi geliyor.
Yürüyorum, yürüyorum… Yürüdükçe beynim rahatlıyor sanki… Hafif bir yağmur
başlıyor, ıslanmak da güzel, ne de olsa kalabildiğim güzel bir otelim var. Bu sakinlik bana öyle iyi geliyor ki. Ruhumuzu
dinlendirmek gerekiyor. Günde en az üç saatini trafikte harcayan benim gibi
insanlar için bulunmaz bir nimet bu… Sanki nefes alabiliyorum gibi
hissediyorum.

Ve dönüş vakti… Bayan taksi söförü ile sohbet ederek
havalimanına rahatça gidiyorum. Havalimanı Atatürk havalimanı gibi lüks değil,
sanki otobüs durağı gibi. Tek bir güvenlik kontrolünden geçerek uçağıma rahatça
biniyorum. İki buçuk saat süren yolculuğumun ardından Türkiye’deyim. Koşarak
pasaport kuyruğuna gidiyorum. O da ne, önümde en az elli kişi var. Hemen
pasaportumu onaylatarak bagajımı almaya gidiyorum. Sonra çıkış kapısından geçiyorum. Taksi kuyruğunu görünce ödüm kopuyor. Havataş’ı da kaçırmışım. İtiş
kakış metroya kendimi zor atıyorum. Mücadelem bıraktığım yerden devam ediyor…
.jpeg)
.jpeg)
.jpeg)
.jpeg)
Hoş geldin...Gezen,giden bilir.Nice yollara.....
YanıtlaSilİlknuuuur iyi ki de gitmişsin; ne kadar iyi gelmiş, ne kadar güzel olmuş:)
YanıtlaSil