12 Eylül 2014 Cuma

Gezi notlarım...

Bilim insanları ortak paydada buluşturan bir lisanmış bu son konferansımda bunu bir kez daha anladım. Dünyanın her yerinden gelen insanlar kendi fikirlerini tartışma fırsatı bulabiliyorlar bu konferanslarda. Bilim, bilmek, fikirlerini anlatabilmek ne güzel bir şey… Davetli konuşmacılardan bazılarına hayran kaldım. Kendilerine olan öz güvenleri, yenilikçi fikirlerini en güzel şekilde ifade edebilmeleri, bilgilerini çalınma korkusu olmadan paylaşabilmeleri ve sunum kabiliyetleri beni derinden etkiledi. “Değerlendirilmenin” bilimde ne kadar önemli bir gereklilik olduğunu anladım. Bu sayede kişi kendindeki eksiklikleri daha iyi fark edebiliyor ve hangi konunun daha fazla üzerine düşmesi gerektiğini anlayabiliyor. Kendi araştırma alanımda çalışan, sürekli makalelerini okuduğum insanları yakından görebilmek ,onları takip edip soru sorabilmek beni fazlasıyla mutlu etti…

Konferanslar sadece bilimsel bir etkinlik değil aynı zamanda da kültürel bir etkinlik bana göre. Gittiğiniz ülkenin insanlarını, doğal güzelliklerini de az da olsa tanıma fırsatı bulabiliyorsunuz. Konferans yemeği yediğimiz yer son derece ilginçti. Mahzenden bozma bir yer burası. Aşağılara indikçe derinleşen bir yapıda yemeğimizi yedik. Leipzig son derece güzel bir şehir. Almanya’nın Dresden şehrine bağlı.  Akşamları az da olsa gezebildim. Besteci Bach’ın geçmişini barındıran buram buram sanat kokan bu şehrin sokaklarında yürümek son derece keyifliydi. İnsanların rahat tavırları, şehrin güvenilirliği İstanbul’dan gelen bir insana oldukça ilginç geliyor. Almanya’nın o güzel yeşilliği de parklarını süslemeye yetiyor. Üniversite şehri olduğu için her yerde gençlere yönelik kafeler var. Vızır vızır arabaların yol aldığı geniş caddelerde bisiklet yolunun olması ne de güzel! Sevgili babam ve amcam keşke bu yollarda siz de bisikletinizi kullanabilseniz. Ya da keşke bizim de böyle yollarımız olabilse. Herkes bisiklete biniyor, genci, yaşlısı. Zamanında Nurcan ve Şebnem ile az turlamadık bisikletimizle Freiberg yollarında… Hey gidi zaman… Erasmus öğrencisi olarak gittiğimiz Almanya’da ne güzel zamanlar geçirmiştik. 
    Hiç pişman olmadığım tek şey belki de bu bursa başvurmaktır hayatımda. Bu sayede pek çok yer görüp yeni insan tanıma fırsatı bulmuştuk. Şimdi belki o sayede Leipzig’de son derece rahat bir şekilde yolumu bulabiliyorum. Markete gidip, dükkanları gezip ortalama almancamla rahat bir şekilde anlaşabiliyorum.  Siz siz olun dili unutmayın derim. Üstüne daha çok düşmeye karar verdim. İkinci kez gelişimde iyi seviye bir almancam olsun istiyorum. Sokaklardaki sessizlik ve sakinlik ruhuma iyi geliyor. Yürüyorum, yürüyorum… Yürüdükçe beynim rahatlıyor sanki… Hafif bir yağmur başlıyor, ıslanmak da güzel, ne de olsa kalabildiğim güzel bir otelim var.  Bu sakinlik bana öyle iyi geliyor ki. Ruhumuzu dinlendirmek gerekiyor. Günde en az üç saatini trafikte harcayan benim gibi insanlar için bulunmaz bir nimet bu… Sanki nefes alabiliyorum gibi hissediyorum.



Ve dönüş vakti… Bayan taksi söförü ile sohbet ederek havalimanına rahatça gidiyorum. Havalimanı Atatürk havalimanı gibi lüks değil, sanki otobüs durağı gibi. Tek bir güvenlik kontrolünden geçerek uçağıma rahatça biniyorum. İki buçuk saat süren yolculuğumun ardından Türkiye’deyim. Koşarak pasaport kuyruğuna gidiyorum. O da ne, önümde en az elli kişi var. Hemen pasaportumu onaylatarak bagajımı almaya gidiyorum. Sonra çıkış kapısından geçiyorum. Taksi kuyruğunu görünce ödüm kopuyor. Havataş’ı da kaçırmışım. İtiş kakış metroya kendimi zor atıyorum. Mücadelem bıraktığım yerden devam ediyor…






2 yorum:

  1. Hoş geldin...Gezen,giden bilir.Nice yollara.....

    YanıtlaSil
  2. İlknuuuur iyi ki de gitmişsin; ne kadar iyi gelmiş, ne kadar güzel olmuş:)

    YanıtlaSil